ikinci gün

    10
    ibrahimisbilir 15.5.2017 04:25


    sabah 10 saatlerinde gelen bi telefonla uyandım. arayan babamdı. ben yaklaştım yola çık dedi tamam deyip kapattım. aklımdan çıkmış babamın geleceği. apar topar hazırlanıp bişeyler atıştırıp çıktım. babamın otobüsten ineceği yere yaklaşmıştım ki babam arada indim ben dedi. 5 dakkaya orda olacağımı söyledim. yarı uykusuzluktan doğan sarhoş yürüyüşümün yerini hızlı adımlar almıştı. gittiğimde yol kenarındaki çimlerde otururken gördüm babamı. etrafında banklar varken o çime oturmuştu. hey gidi goca yörük be dedim içimden ve yüzümdeki istemsizce oluşan tebessümü sanki aynada görür gibi hissettim.

    uzun zamandır ailemin yanına gidemediğimden olsa gerek babam beni görünce ayaklandı ve iki eski dostun yıllar sonra buluşmasındaki gibi kucaklaştık. babamın işleri vardı onları halletmek için yola koyulduk.

    işimiz bitmişti artık evli evine köylü köyüne misali ayrılma vaktiydi. babamla gerek aramızdaki kuşak farkından gerekse dengesiz bi lise hayatı geçirmiş olmamdan yıldızlarımız pek barışmazdı ancak uzun zaman girince araya özlem herşeyi silip atmıştı. gitmek zorunda olduğu için üzüldüm.

    babamı otobüse bindirdikten sonra yakınlardaki bi kafeye oturup. babamın yanında içemediğim sigaramın yanına bi çay aldım. tesadüfen içeri giren arkadaşımla biraz sohbet ettikten sonra yurda doğru yol aldım.

    bu zamana kadar iyiydi ama gene yanlız kalmıştım ve gene aynı soru aklımı tırmalıyordu. yanlızlığımın tahtı olan yatağıma çekilip yine aynı sorunun cevabını arıyordum. aptal kutusunu elime aldım ve şimdilerde stolk denilen tarama işlemine başladım. o dışarda geziyordu. kalbim ağrıdı gene sanki yüreğimin tam orta yerine bir hançer saplanmıştı. okkalı bir küfürün ardından bi ses duydum. gezsede aklı sendedir sende dışardaydın az önce hem dedi kafasında beyaz halkası olan ben. öbür taraftan bir ses daha geldi kırmızı boynuzlu benden. siktir lan sanki keyfimizden gezdik, aklımda bile değilsin olum sen dedi. ikisinide susturmak için kulaklığımı takıp müzik açtım. playlistimdeki her şarkıyı ya onunla dinlemiştim yada şarkı benim durumumu anlatıyordu. biraz daha katlandıktan sonra bu eziyeti kulaklığı atıp arkadaşıma hadi denize gidelim dedim.

    deniz her zaman kafamı dağıtmama yardımcı olmuş hemde yorduğu için ölüm provama geçisi hızlandıracaktı. kafamda susmayan seslerle birkikte ard arda yaktığım sigara ve arkadaşım ile birlikte bitmeyen bir yola girmiştik sanki. sahile girmeden önceki son büfüden arkadaşım birasını ben kolamı alıp kendimizi çakılın üstüne attık.

    rahatlamıştım biraz deniz havası ve çevredeki insanlar iyi gelmişti. ahmetin bitmek bilmeyen sen neden alkol almadın, sıkıntı ne soruları hariç. ceavp vermiyor gözlerimi göğe dikmiş yıldızları izliyordum. arkadaşımın muhabbeti uydurduğum arkadaşlarımı aratmış olmalıki tşörtümü çıkarıp denize koştum. birkaç kulaç sonrası derinleşen denizde seraney sarıkayanın zengin depresyonu yapmak için karanlık denize battım. gözletimi açtığımda sadece karanlık vardı karanlıktan başka birşey değil. ayağıma çarpan balıktan korkup yüzeye doğru çıktım. panikle ufak bi boğulma tehlikesi ardından sahile çıkıp gidip yerime oturdum.

    ay yeni doğmuş ve kızıllaşarak yükselliyordu. ve bu gene onu hatırlattı. gelirken geçtiğimiz her sokakta onınla birlikte attığımız adımların üstüne basarak geçmiştim zaten. o yoktu yanımda ama herşeyde o vardı.

    yan taraftaki kızın bize baktığını fark ettim. bilmiyorum zamanımıydı içimde acı vardı, kin vardı, nefret vardı. gidip kızlarla konuşmayı istiyordu içim ama bi yandanda içim elvermiyordu. uzun süre kesiştik hoşuma gitmişti. ne zamandır ondan başka birine gözlerimi kaçormadan bakmıyordum. siyah fırfırlı eteği ve üzerinde siyah atletimsi bi tşörtü vardı. simsiyah kıfayetleriyle gecenin karanlığında gözükmemesi gerekirken parlıyordu yükselen ay gibi. gitmedim eskiden olsa affetmezdim biliyordum ama için el vermiyordu. derken o geldi ateş istemeye mal mal yüzüne baktıktan sonra elimdeki sigarayı atıp yere yok deyip fırladım yerimden. ahemet geldi peşimden kızdı bana. onada okkalı bi küfür ettikten sonra yanlız başıma devam ettim yoluma. sahilin yumşak zemininden ve kafamın uçukluğundan olsa gerek sarhoş gibi yürüdüm kaldırıma gidene kadar. biraz dolandıktan sonra son sigaramo yakıp yanlızlığımın tahtına doğru yol aldım.

    evet bu gün baya yol aldım. şimdi yanlızlığımın tahtından kalemi beş para etmez bir yazarın başka bir yeteneği olmadığı için yazdığı gibi yazıyorum. basketlemek için bu karadeliğe.

    hissetiklerim her zamankinden daha kötü pazarda annesini kaybetmiş mavi pantolan kırmızı tşörtlü çocuk gibi kaldım ortada. hürrem sultan küstahlığında, kocasına yiğeniyle yakalanan bihter acizliği arasında bir yerde. maya tumamış bütün uğraşları boşa çıkarmış bir bira gibiyim
  • 1
    quentra 15.5.2017 09:21
    "eskiden olsa affetmezdim" puvo istemsiz güldüm
  • 1
    circlepit 16.5.2017 01:07
    çok güzel anlatmışsın :)
  • 1
    darkier 17.5.2017 00:00
    puiv'de bazı şeyler gözden kaçabiliyor. birinci günde olduğu gibi bu yazın da gözden kaçmış bana göre. o yüzden ben de geç yorum atıyorum bilerek. böylelikle güncele ve vitrine çıkıyor. gözden kaçıran yazarlar görmüş oluyor.

    ikinci gün umarım gelmez dedin bana ama üçüncünün geldiği gibi dördüncü gün de gelecek sanırım. bizim için gelsin demesi kolay tabii.